DOLAR: 3.84 TL
EURO: 4.52 TL

Ya Çalışın Ya Terkedin Beyler

13 Aralık 2013 Ekleme Saati: 10:54
2.293 kez görüntülendi

Ya Çalışın Ya Terkedin Beyler

Mehmet OkuyucuMilli Eğitim de vurdum duymaz tavırlar hakimiyetini iyiden iyiye hissettiriyor. Adli sicil dosyalarından tutun, cadde ve sokaklardaki öğrencilerin tavırlarına kadar bir ibret gözü ile bakın lütfen. Ne Okullarda temizlik kuralları, ne öğrencilerde öğrenciliğe yakışır tavırlar, ne ahlaki yaşantı, nede başarı oranı. Hiç birisi yüzümüzü ağartacak cinsten değil. Belki hiç hoşumuza gitmeyecek ama yazık ki eğitim sistemi çökmek üzere.

Okulları bir zahmet gidip bir gezin görün. Çevre düzenlemesinden tuvalet temizliğine kadar genelinde sorumsuzluk hat safhaya ulaşmışta kimsenin haberi yok. Ne gidip denetleyen bir Milli eğitim Müdürlüğünün varlığını hissedebiliyoruz, ne de bu kontrolsüz gidişe “dur” diyecek bir idareyi. Birçok okulumuzda yaşanan ısınma sorunu ise bunun cabası. Çocuklar okullarda parkaları ile ders görürken, idarecilerin acaba hiç mi yüreği sızlamıyor. Eskiden bir reklam vardı kulaklarımda hala tırmalar. “yöneticimiz uyuyor mu” diye bağırırdı. Yaş ortalaması 40 üzeri olanlar kesin hatırlarlar. Lütfen herkes sorumluluk sahasını kontrol etsin. Eğer ki, kontrol edemiyorsa da meşgul ettiği koltuğu, hakkı ile görev yapacaklara devretsin.

Sigara, alkol ve uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar, çocuk yaştaki öğrencilere kadar inmesine rağmen, Ne Milli Eğitim Müdürlüğünün kontrolleri, ne de Emniyet teşkilatı ile özdeş seminerleri yazık ki göremez olduk. Bu gidişe dur diyecek bir babayiğit çıkmaz ise yakın bir gelecekte kendi çocuklarımızı bile idare edemeyecek konuma geleceğiz.

Öğrencilere verilen İnternet Araştırma ödevleri, çocuklarımızın evden İnternet kafelere kaçması için bir bahane oluştururken, okul idarecileri Okul bilgisayar laboratuvarlarında ödevlerini yapabileceklerini söyleseler de, öğrencilerin velileri tabiri caizse uyutmalarını engellemeye yetmiyor.

Bir toplumun kültürü Eğitimden başlar ama yazık ki bizim kültürümüzün başlayacağı bir eğitim sistemimiz bile varlığını gösteremiyor. Bu gidiş hayra alamet değil beyler.

Elimizdeki bu altın değerindeki öğrencileri, tenekelerin atıldığı çöpte bulmak istemiyorsak, idarecilerin kontrol mekanizmasını çalıştırmaları için zorlayalım. Öğrencilerimizi değerini bilenlere teslim edelim. Konuya özdeş bir kıssadan hisse ile yazımızı tamamlayalım artık. Saygı layık olana duyulur.

MESELE KUYUMCUYU BULMAK..

Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip: “Oğlum” der, “Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir. Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar. İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve “Şunu kaça alırsınız?” diye sorar . Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; sonra: “Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın” der. İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur. Üçüncü defa bir semerciye gidir: Semerci nesneye şöyle bir bak…ar, “Bu der “benim semerlere iyi süs olur. Bundan “kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm.” En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. “Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?” diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. “Buna kaç lira istiyorsun?” Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?” “Ne istiyorsan veririm.” Öğrenci, “Hayır veremem.” diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar: “Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim.” Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker. Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler.. Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır. Bilge sorar: “Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?” Öğrenci: “Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık” diye cevap verir. Bilge hoca çok kısa cevap verir: “Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bilen anlar ve o değerini bilenin yanında kıymetlidir.” Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır. Mesele kuyumcuyu bulmaktadır…

 





Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

  1. filizlenenler dedi ki:

    çok anlamlı bi hikaye anlayana..yüreğine sağlık abi

  2. cengiz dedi ki:

    çok güzel konu ve yerinde tespit…
    üzerinde durulması gereken nokta atışlar tebrikler OKUYUCU.

  3. kadir dedi ki:

    Mehmet Bey!
    Eleştirilerinizde haklı olduğunuz taraflar var lakin tüm eleştiri yapanlar gibi toptan silip atmışsınız. Okulları yada öğrencileri eleştirirken isim zikrederseniz tümünü birden çöpe atmamış olursunuz diye düşünüyorum. Ayrıca başarının olmadığına dair somut verileriniz varmı? Yoksa eleştiri yapmak için aklınıza ne gelirse onumu yazdınız?

  4. Fazlı Baltaoğlu dedi ki:

    Sayın, Okuyucu; Seni selamlıyorum.Yazın çıkalı zannedersem üç gün oldu.Ancak biri de çıkıp öhö demedi.Şayet siyasi bir çimdik ataydın,bakacaktın ortada ne akıl verenler çıkacaktı.Ancak iş eğitime ve çocuklarımızın geleceğine gelince; kimseden çıt yok. Ne acı değilmi. Koskoca Eğitimcilerin başları, alırlar maaşları, sallarlar başları.Biraz fazla varsan üstlerine, oynar gözleri kaşları. Bizimkileri sorarsan,onlarda iyi bilir okeydeki taşları. Bir çığlık lazım, onların duyması için.Velilerimize gelince,Aman sendecilik bizim meziyetimiz. Amma bir dedikodu olsa bak sen,kahvede değil cami yolunda dillendiririz. Onlar için çocuk; iş ve yumuş zamanı lazım.Ilkbaharda öğretmen iki gün izin verdimi herşey tamam. Neyse uzatmayayım zülfükara dokunacağım şimdi. Vermeyince. Mabut, Ne yapsın, Mahmut. Sevgi ve selamlarıma.

  5. ... dedi ki:

    Çok güzel yazıyorsunuz ama bunları okuyup nasiplenen kendine ders çıkaran ve bu doğrultuda çalışan kaç tane yöneticimiz var merak ediyorum…

  6. ... dedi ki:

    sitenizi hergün ziyaret ediyorum sizlerden ricam haberlerin altındaki yorum kısmına ad ve e-posta kısımlarını zorunlu yapmayında insanlar rahatlıkla haber ve yazılara yorum yapabilsinler ve bu sayede halkın gelişmelere olan görüşlerini birinci kaynaktan okuyalım…

  7. murat dedi ki:

    Çok doğru söylemişsin Mehmet abi.Okulların hali içler acısı,tuvaletlere girilecek gibi deyil,örnekmi Amil Önal İlkokulu sayın Milli Eğitim Müdürü ve fiyakalı Şube Müdürleri gitsin bir baksınlar,çocuklar evlerine gidiyor tuvalet ihtiyaçlarına.Daha mı Karapınar Lisesinin çevresi öğrenci sigara içme alanı olmuş nerdeyse,diğer liseler ha keza öyle.Sayın Milli Eğitim yetkilileri takım elbise ile hükümet konağında özel odalarınızda ben müdürüm,ben şube müdürüyüm,diye duracağınıza Allah için aldığınız maaşın hakkı için kalkın yerinizden okulları gezin,resmi protokollere süslenip gelmekle eğitimcilik olmuyor.

  8. sami dedi ki:

    Mehmet abi çok güzel bir konuya değinmişsin lütfen daha fazla gün gündemde tutalım bu konuyu,çocuklarımızın geleceği için lütfen

  9. duran dedi ki:

    Okullar zaten velilerin üzerine çullaştılar,her gün para her gün yardım nerde devlet,nerde milli eğitim,tabii MİLLİ Eğitimi bulabilirseniz

  10. Reis dedi ki:

    Ana baba da hiç suç yok değil mi ? Alışmışsınız eğitimciyi karalamaya.

  11. erdoğan dedi ki:

    arkadaşlar bu konuda herkes üzerine düşen görevi yerine getirmeli sadece eğitimcilerin çözebileceği bir sorun değil bu öncelikli aileler bütün sıvıl toplum örgütleri emniyet müftülük herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirecek bu mesele geleceğimizdir herkes sorumluluğu üzerine alacak birilerinin üzerine atmakla olmaz saygılarımla……

Yukarı Çık